reklam
reklam

Mediterranean 5N1K

Çocuklar Bizim!

Çocuklar Bizim!
Avatar
Saadet Özer Tiryaki( stiryaki@mediterranean5n1k.com )
1.954
14 Ağustos 2018 - 17:16

Anne baba olmak, hiçbir duyguyla kıyaslanamayacak kadar güzel, hiçbir mücadelenin yanından geçemeyeceği kadar zor. Onu ilk kez gördükten sonra, bir daha asla ondan öncesindeki gibi olmayacak yepyeni bir hayat başlıyor. Dönüm noktası denilen şey tam da bu. Nasıl olmasın, bizim ruhumuzdan, karakterimizden, bedenimizden parçalar ve izler taşıyor. Bakınca kendimizi görüyoruz ve hayat arkadaşımızı…

Saadet Özer Tiryaki

Bizim diyoruz, bizim işte… Hep bizim kalacak, her zaman korunmaya muhtaç olacak. Öyle bir benimsiyoruz, öyle sahipleniyoruz ki, çocuklar büyüdükçe, güçlü bir koruma içgüdüsü ile gereğinden fazla sakınmaya ve yönlendirmeye başlıyoruz. Bu davranışın etkileri pek de olumlu olmuyor.
Oysa çok değil, on yıllar önce biz de çocuktuk. Hayatın bir oyundan ibaret olup, bugün yaşandığı, yarın endişesinin olmadığı o yıllar ne güzeldi… Sonra birden işler değişmeye başladı. Ne olduğunu, sebebini bilmediğimiz bir yarışa sokuluyorduk ve çok çalışmamız gerekiyordu. Oyun oynamak istiyorduk ama ödevler bekliyordu. Anne babalarımız… Onlar başarılı olmamızı, iyi okullarda okumamızı istiyorlardı. Her ailenin yaşam şekline, sosyo-ekonomik durumuna göre başka şeyler de istiyorlardı bizden. Bu istekler karşısında zaman zaman onlarla çatışıyorduk. Özellikle ilk gençlik dönemlerinde, bu çatışmalar şiddetleniyor, karşı çıkmalar, bazen belki isyanlar başlıyordu. Çok değil on yıllar öncesinde…

O çatışmaların kahramanları, bugün anne ve baba oldular bile. Bir kısmı, farkında olmadan, maruz kaldıkları davranış ya da yaptırımların benzerlerini, çocuklarına, çağımızın koşullarıyla güncellenmiş şekillerde yapıyorlar. Çocuklar görünürde çok özgürler. Hatta bazen özgüven sınırını aşmış egolarına çarparsanız, narin psikolojileri bozuluveriyor. Bazı anne ve babalar durumu abartıyor, çocuğun her isteğini emir telakki edip, hazırola geçiyor. Ama aslında, çocukların bir takım gizli baskılara maruz kaldıkları farkediliyor. Özellikle eğitim, daha doğrusu öğretim anlamında…
Okul başarısı olmazsa olmaz. Bunun için en iyi okulları araştırıyoruz, yetmiyor, tek tek öğretmenleri araştırıyoruz. Bununla da kalmıyor, özel derslere ve etüt merkezlerine yöneliyoruz. Günümüzde artık akademik başarı tek başına anlamlı olmadığından, mutlaka başka alanlara da yönlendirmeye çalışıyoruz ki sosyalleşsinler, hobileri olsun, sanat ya da sporda da başarılı olsunlar. Gidecekleri kursu seçme özgürlüğü tanırsak, kantarın topuzunu kaçırıp, gittikleri hiçbir kursta istikrarlı olmamalarına, ondan ona atlamalarına neden olabiliyoruz.
Başarılı olsunlar derken, günlük hayatı giderek yoğunlaşan çocukların bazen dürüstlük gibi temel ilkelerden uzaklaşmalarına sebep olabiliyoruz. Yalan söylemek, okuldan kaçmak, kursu ekmek, hasta olduklarını ispat etmeye çalışırken kıvranmak durumunda kalabiliyorlar. Mutsuz oluyorlar en kötüsü. Mutsuzlar ve bunun için ilaç kullanıyorlar. Doğal olmayan ve hazır gıdalar nedeniyle yeterince zarar görmüyorlarmış gibi bir de ilaçlanıyorlar küçücük yaşlarda.

Sonra bu çocuklar büyüyüp, ergenlik çağına geldiklerinde de bitmiyor çileleri. Okul başarısının yüksek olma zorunluluğu devam ederken, artık yeni çatışmalar başlıyor. Sebebi yeni zorunluluklar olan çatışmalar. Üniversiteyi kazanma zorunluluğu, en az yorulup, en çok para kazanılan, en yüksek puanlı bölümlerde okuma zorunluluğu vb. El becerileri gelişmiş bir genci, hiç sevmediği ve bir türlü başarılı olamadığı matematiği öğrenmeye, daha da önemlisi çok iyi netler yapmaya zorluyoruz. Çok hareketli, aktif bir genci masa başı işlere yönlendirmeye çalışıyoruz. Başarıyoruz da… Böylece, nesillerce aktarılan mutsuzluk zincirini uzatıyoruz. Uzuyor, uzuyor ve bu bir toplum sorunu haline geliyor. İşsizlik artıyor. Bazı meslekler ölüyor.
İfade özgürlüklerini çoktan seçmeliye hapsettiğimiz, iki satırla ya da iki cümleyle kendini anlatamayan, ne istediğini bilmeyen, kendini tanımayan, yeteneklerini bilmeyen gençler çıkıyor ortaya. Çünkü en başta onların birer birey olduklarını unuttuk, onları dinlemedik. Onların iyiliklerini istedik, iyilik yaptığımızı düşündük ama asıl iyilik, varlıklarına ve özlerine saygı duymaktır. İşsiz ve mutsuz bir mühendis olmalarındansa, matematiği yeterli seviyede bilip, mutlu ve işlerinin başında zanaatkar olmaları tercih edilmelidir.

Biraz empati kuralım. Bizler kendi anne babalarımızdan bağımsızız. Çocuklarımız da bizden bağımsız. Ailemizle çatıştık, kendimizi ifade etmeye çalıştık, her dediklerini harfiyen yapmadık. Onlar da yapmayacaklar. Çocuklar ailelerini izleyip, yalnızca onların istedikleri gibi yaşasalardı, hayat sürekli kendini tekrarlayan bir döngü içine girerdi.
”Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller” demiş Halil Cibran, ‘Çocuklar’ şiirinde.
Bugünün küçükleri, yarının büyükleri… Bugün ”onu öyle yapma çocuğum”, ”bunu şöyle yapar mısın canım?”, dediğimiz çocuklarımız, yarın ”Yavrum, şu benim akıllı gözlüğümü günceller misin? Telefonlar, tabletler iyiydi, bunları hiç anlamıyorum ben!” diyeceğimiz yetişkinler olacak.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Copyright © 2018 - Mediterranean Press Group. Haber ve makale içerikleri kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

buy Instagram views

%d blogcu bunu beğendi: